“Sanal sohbet sitelerinde insanlar farklı kimliklerle dolaşıyor” diyorlar. Gerçek dünyada farklı mı sanki?..
Ailesinde ciddi iletişim sorunları yaşayan bir dostum anlattı:
Geçenlerde eşi ondan, kendisine bugüne kadar söyleyemediği ne varsa internet aracılığıyla yazıp yollamasını istemiş.
“İster mail at, istersen chat yapalım” demiş.
Bu yolla, yıllardır süren aile içi diyalogsuzluğun aşılabileceğini umuyormuş.
Yatak odasında aynı yastığa baş koyan iki kişinin, “konuşabilmek” için sanal bir ortama ihtiyaç duyması bana “iletişimsizlik çağı”nın trajik bir örneği gibi geldi.
* * *
İnternet, sadece bilgilenme kültürümüzü, düşünme biçimimizi alışveriş alışkanlığımızı, cinselliğin doğasını değiştirmiyor, belki hepsinden fazla iletişim yöntemlerimizi altüst ediyor.
Gerçek dünyada sorunlarını paylaşamayan, insanlarla kaynaşamayan, bir başına bırakılan günümüzün yalnız insanı, çareyi, kendisi gibi yalnızlardan oluşan bir sanal cemaate karışıp onlarla dertleşmekte arıyor.
Her gece ekran başında birden çok sohbeti birarada sürdürerek, nicedir aradığı sevgiliyi, ilgiyi, macerayı internette “üretmeye” çalışıyor.
Tabii bu türden tanışıklıkların geçen hafta Cavat Tuksavul’un yaşadığı türden bir cinayetle sonuçlanma ihtimali de var.
Arada gazetelere yansıyan “sanal evlilik” haberleri bir yana bırakılırsa internet tanışıklıklarının pek kalıcı sonuçlar doğurmadığı da tahmin edilebilir.
* * *
Neden öyle?
İnternette iki ay aralıksız sanal sohbet (chat) yapıp oradaki diyalogları “chat Geyikleri” (Kora Yay., 2001) başlığıyla kitaplaştıran Mahmut Ayaz, “İnternette yalanın çok fazla olduğunu, kadınların erkek, erkeklerin kadın rumuzuyla chat yaptıklarını” belirtiyor. Bunun da ağır bir güvensizlik ve yabancılaşmaya yol açtığını söylüyor.
Peki biz gerçek yaşamda yalansız ve doğal mıyız ki, sanal dünyaya girince birden yalana bulanıyoruz?
Bence asıl yabancılaşma ve güvensizlik gerçek dünyada yaşanıyor.
Sanal dünya ise insanlara içyüzlerini sergileyerek diledikleri rolü oynayabilecekleri bir “maskeli balo” ortamı sunuyor.
Gün boyu karşı karşıya oturduğu kadına açılamayan pısırık bir erkek, klavye başında kadın rolüne bürünüp sevdiğine kur yapıyor.
Kadınlar istedikleri yaşa, işe, kılığa girip gönüllerince “avlanıyorlar.” Herkesin ismini, yüzünü, yaşını, işini gizlediği bir “kollektif laklak”ta, katılımcılar, üzerlerinde eğreti duran gündelik rollerinden soyunup bilinçaltlarının en derinine gizledikleri ihtirasları, tutkuları, eziklikleri cömertçe seriliyorlar. Sanal dünya, gerçek yaşamdaki sınırlarla kuşatılmadığı için cüret de öfke de, cesaret de had safhada yaşanıyor.
* * *
Bu, sağlıklı bir iletişim yöntemi mi?
Değil elbet…
Ama bu sağlıksızlığın kaynağı bilgisayardaki sanal dünya değil dışardaki gerçek dünya…
Aynı yastığa baş koyan iki insan bile konuşmayı beceremeyecek hale gelmiş ve chat’e sığınmışsa sorunu internette mi aramalıyız, evde mi? Çağımız, böylesine bir iletişimsizliği dayattığı için insanoğlu yalnız odalarında kişilik baskısından soyunup küçük kaçamaklar arıyor.
Böyle bir çağda “chat geyikleri”nin, dışarıdaki yalan dolu yaşamın acısını hafifleten bir ağrı kesici işlevi olduğuna inanıyorum ben…
Can Dündar
